Windows işletim sisteminin birçok sürümünü “win3.1…win11”, ister zorunluluktan ister meraktan olsun, kullanmış biri olarak, her defasında Linux’u neden tercih ettiğimi hatırlamışımdır. Bu uzun yolculuk, bana Linux’un neden vazgeçilmez olduğunu öğretti. Eğer Linux nedir diye sorarsanız, tek kelimeyle cevabım “özgürlük” olur.
Linux, size bilgisayarınız üzerinde tam kontrol sunar. Lisans maliyetleri olmadan, ücretsiz bir şekilde kullanabileceğiniz bu işletim sistemi, aynı zamanda yüksek derecede kişiselleştirilebilir olmasıyla öne çıkar. Onlarca farklı masaüstü ortamı ve pencere yöneticisi arasından seçim yapabilir “bir kaçı ile ilgili yazıya buradan erişebilirsiniz“, kendinize özel bir kullanım deneyimi oluşturabilirsiniz. Ayrıca, düşük donanım gereksinimleri sayesinde eski bilgisayarlarınızı bile verimli bir şekilde kullanmanıza olanak tanır. Linux, sadece bir işletim sistemi değil; özgürlük, esneklik ve performans demektir. İşte bu yüzden, çalıştığım iş yeri windowsa zorunlu kılmıyorsa linux. Çünkü Linux, gerçek anlamda özgürlüktür.
1. Lisans Maliyetleri Yok, Tamamen Ücretsiz!
Windows veya macOS gibi işletim sistemlerini kullanırken, lisans ücretleri cebinizi yakabilir. Özellikle kurumsal kullanımlarda bu maliyetler katlanarak artar. Linux ise tamamen ücretsiz. Evet, yanlış duymadınız! Linux’u indirip kurabilir, güncelleyebilir ve hiçbir ek ücret ödemeden kullanabilirsiniz. Üstelik bu ücretsiz olma durumu, kaliteden ödün verildiği anlamına da gelmiyor. Aksine, Linux dünyası o kadar geniş ve destekleniyor ki, ücretsiz olması onu daha da cazip kılıyor. Para ödemeden, sınırsız bir yazılım dünyasına adım atmak istemez misiniz?
2. Yüksek Derecede Kişiselleştirilebilir: Senin Bilgisayarın, Senin Kuralların!
Linux’un en büyük artılarından biri de tamamen kişiselleştirilebilir olması. Windows veya macOS’ta belli bir çerçeveye hapsolmuşken, Linux’ta özgürsünüz. Onlarca farklı masaüstü ortamı (Desktop Environment) veya pencere yöneticisi (Window Manager) arasından seçim yapabilirsiniz. KDE Plasma, GNOME, XFCE, i3, Openbox… Hangisinde kendinizi rahat hissediyorsanız onu seçebilirsiniz.
Örneğin, minimalist bir kullanıcıysanız ve hız sizin için ön plandaysa, XFCE veya i3 gibi hafif masaüstü ortamlarını tercih edebilirsiniz. Ya da daha modern ve görsel olarak tatmin edici bir deneyim istiyorsanız, KDE Plasma tam size göre. Üstelik, sadece masaüstü ortamını seçmekle kalmıyorsunuz; ikonlar, temalar, pencere davranışları, kısayollar… Her şeyi kendi zevkinize göre düzenleyebiliyorsunuz. Linux’ta bilgisayarınız tamamen sizin kontrolünüzde. Bu özgürlük, başka hiçbir işletim sisteminde yok!
3. Düşük Donanım Gereksinimi ve Yüksek Performans: Eski Bilgisayarlara Can Verir!
Linux’un bir diğer büyük avantajı da düşük donanım gereksinimleri. Windows’un her yeni sürümüyle birlikte donanım ihtiyaçları artarken, Linux hala eski bilgisayarlarda bile sorunsuz çalışabiliyor. Mesela, elinizde 10 yıllık bir dizüstü bilgisayar var ve Windows 10 veya 11’i yüklemeye çalıştığınızda performans sorunları yaşıyorsunuz. İşte bu noktada Linux devreye giriyor. XFCE veya LXDE gibi hafif masaüstü ortamlarıyla, eski bilgisayarınızı yeniden hayata döndürebilirsiniz.
Tabii burada bir parantez açmak gerekiyor: Linux, eski bilgisayarınızı bir süper bilgisayara dönüştürmez. Ancak, donanımınızın el verdiği ölçüde en iyi performansı almanızı sağlar. Örneğin, web tarama, ofis uygulamaları, müzik dinleme, hatta hafif video düzenleme gibi işlemleri rahatlıkla yapabilirsiniz. Linux, kaynakları verimli kullanır ve arka planda gereksiz işlemlerle sisteminizi yormaz. Bu da daha hızlı, daha sorunsuz bir kullanım deneyimi sunar.
Eğer benim gibi siz de bu özgürlük dünyasına adım atmak istiyorsanız, Linux’u denemek için daha fazla beklemeyin. Çünkü Linux, sadece bir işletim sistemi değil; bir özgürlük manifestosu!
“Peki sen hangi dağıtımı ve masaüstü ortamını kullanıyorsun?” diye sorabilirsiniz. Benim tercihim Arch Linux, Hyprland ve Waybar üçlüsü. Çünkü bu kombinasyon, bana tam bir özgürlük ve kişiselleştirme imkanı sunuyor.
